Kabakulak 2 Defa Geçirilir Mi? Bir Hastalıkla Yeniden Yüzleşmek
Kayseri’de, soğuk kış günlerinin yavaşça yerini ilkbaharın taze havasına bırakmaya başladığı o günlerden biriydi. Havanın yavaşça ısınmaya başladığı, insanların sokaklarda daha fazla zaman geçirdiği, kışın ağır atmosferinin yavaşça çekildiği zamanlardı. O anki heyecanımı hala hatırlıyorum: Kabakulak, küçükken geçirdiğim o hasta halini, boğazımda kalan kuru yutkunma acısını bir türlü unutamamıştım. “İki defa geçirilir mi?” sorusu hep aklımda bir sis gibi dolanıyordu. Bu sefer ne olacaktı?
İlk Kabakulak ve Bütün Hatırladıklarım
İlk kez kabakulak olduğumda, belki 8 yaşlarındaydım. Annem o zaman bana hiç söylenmeyen bir şekilde bakmıştı, gözlerinde telaş var gibiydi ama bana korkmamam gerektiğini söylüyordu. O zamanlar bana bir şey olacağına ihtimal vermemiştim. Çocukluk, insanı öyle güvenli bir dünyada yaşatıyor ki, hastalıklar sadece “geçici rahatsızlıklar” gibi görünüyordu. O kabakulak hastalığı da bir türlü geçmeyecek gibi olan, fakat sonunda iyileşen ve hiçbir iz bırakmayan bir rahatsızlık gibi gelmişti. O zamanlar, sadece küçük bir rahatsızlık gibi görüyordum.
Ama şimdi, 25 yaşında, kendimi bir doktorun odasında yeniden bu hastalıkla yüzleşirken bulduğumda, kafamda binlerce soru vardı. “Kabakulak 2 defa geçirilir mi?” diye düşündüm. Eskiden çok basit görünen şeyler, şimdi çok daha derindi. O eski küçüklük halim kaybolmuştu. Artık, hastalıklar benim için daha somuttu. Geçen zaman, bana her şeyin ne kadar kırılgan olduğunu öğretmişti. Kabakulak, o eski bilmediğim hastalık artık bir tehdit gibi görünüyordu.
Tekrar Yüzleşmek: O Korku ve Kaygı
Doktorun odasında, tahlillerimle birlikte beklerken bir anda bir şey oldu. Zihnimde kabakulak hastalığının tüm o korkutucu görüntüleri canlanmaya başladı. “Gerçekten bir daha mı?” diyordum içimden. Küçükken geçirdiğim o acılı zamanları hatırladım: boğazımın ağrısı, kulağımda yankılanan bir uğultu ve sabahları bir türlü kalkamayan o halsizlik. 25 yaşında olmanın, artık ne kadar farklı bir şey olduğunu anladım. O zamanlar annem “geçer” diyordu ama şimdi kimse “geçer” diyemezdi.
Hekimin, “Evet, bu hastalık bir defa daha geçebilir,” dediği an kalbim bir nebze hızlandı. Her şeyin düzene girdiğini düşünürken, bir kez daha kabakulakla yüzleşmek, o eski hatıralarla karşı karşıya gelmek… Bir yanda hastalığı düşünürken, bir yanda da kaygılarım büyüyordu. “Ya gerçekten bu daha büyük bir şeyse?” diye düşündüm. Ya şimdi geçmezse, ya ilerleyen yaşımda daha ciddi bir şey olursa? O an sanki yıllar önceki çocuk halim bana bir şey anlatmak istiyormuş gibi geldi. İçimdeki kaygılar, o eski kabakulakla yüzleşen halime geri dönmemi sağlıyordu.
Umut ve Kabullenme
Sonra birden her şeyin normalleştiğini fark ettim. Zihnimde kabakulak hastalığı ile ilgili ne kadar çok şey yüklemişsem, aslında bunun da geçebilecek bir şey olduğunu anlamam gerekti. Her şeyin üstesinden geliniyor, her şeyin bir yolu vardı. O eski kaygılarımı, korkularımı bir kenara koyarak, “Bu da geçer,” dedim kendi kendime. Herhangi bir hastalık gibi, geçici bir süre için hayatı zorlaştıran ama sonra unutulan bir şeydi. Şimdi, daha büyük bir farkındalıkla kabullenebildim.
Zihnimdeki endişeler biraz olsun kayboldu. Her şeyin sonunda geçebileceğini fark etmek, hayatın geçici olduğunu anlamamı sağladı. 25 yaşımda, bir hastalıkla yüzleşmek bana yalnızca bedenimle değil, aynı zamanda duygusal bir olgunlukla da yüzleşmeyi öğretti. Kabakulak gibi basit bir hastalığın bile insana ne kadar çok şey düşündürebileceğini fark ettim. O eski kabakulak, bir yanda çocukken korkuttuğu kadar, şimdi de beni daha olgun bir şekilde büyütüyordu.
Sonuç: Geçer, Ama Duygularımızda İz Bırakır
Kabakulak bir şekilde geçerdi. Birçok kişi gibi ben de bu hastalığı yine atlattım. Ama 2 defa geçirilir mi sorusunun arkasında aslında insanın içindeki kaygıları, endişeleri sorgulayan bir şey vardı. O eski çocuk halimle, şu anki yetişkin halim arasında bir köprüydü. Kabakulak, basit bir hastalık gibi görünse de, insanın hayatta ne kadar kırılgan olduğuna dair hatırlatmalar yapıyor. Bu hikaye sadece bir hastalıkla yüzleşmek değildi. Aynı zamanda bir yaşamla, zamanla ve kaygılarla yüzleşmekti. Geçti, ama izleri kaldı.